|
Bu âlet, ilk kez Hindistan'da icat edilmiş ve Narçil denilen büyük
hindistan cevizinin kabuğundan yapılmış. Narçil, Mısırlılar
tarafından da rağbet görmüş ve adına da Nargil denilmiş.
Araplar C harfini G sesiyle kullandıklarından Narçil, burada
Nargil ya da Nargile biçimini almış. Daha sonraları İranlılar
da bu âleti benimseyerek, büklüm yılan anlamına gelen Marpuç'u
bulmuşlar ve narçil yerine fayanstan nargile şişesi, bronzdan
başlık yapmışlar, öyle ki hemen ekime de başlayıp Isfahan,
Şiraz ve Keşan'da güzel ve leziz Tömbekiler üretmişler. Tömbeki
bir cins tütün oluyor. Şam ve Yemen'de de ağaçtan uzun başlıklar,
hindistan cevizinden sac yağı üzerine oturtulmuş ve marpucu
kalın bezlerle dikilmiş nargileler kullanmışlar, İranlılar
Nargileye Galyan diyorlar.
Doğu Türkistan'da Uygur Türkleri arasında nargileye bugün
"çilim" adı veriliyor. Bu çilimler kullananın alım
gücüne, zevkine ve kullanılış yerlerine göre gümüşten,
bakırdan yapıldığı gibi Çilimkapığı denilen bir tür su
kabağından da üretiliyor.
Nargile, Türkiye'ye Padişah IV. Murad zamanında, yani 1623-1640
yıllarında geliyor. Bilindiği üzere IV. Murad, sigara ve
nargileyi şiddetle yasaklayan bir padişah olarak ün kazanmıştır,
öyle ki padişahın adamları evlerin bacalarını bile
koklayarak sigara ve nargile içilen evleri tespit ederlermiş.
Türkler, her sanat dalında olduğu gibi nargile yapımında da büyük
bir özen göstermişler ve billurdan beyaz veya renkli şişeler
ve gümüş çiçekli meyvelerle süslü başlıklar, yaldızlı
toprak lüleler eklemişler, hattâ bazen şişesini de gümüşten
yaparak son derece zarif nargileler ortaya çıkarmışlardır. Bu
keyif verici âletin marpucu ucuna takılan kehribarların en
iyisini kullanmışlardır. Kehribar, sert reçine fosilidir. Keçi
memesi adı verilen, ucu çavuş üzümü biçiminde, ortasına doğru
kalınlaşarak tekrar incelen ve zamanla kırmızılaşan eski
yekpare kehribar ağızlıklar ucu palamut biçiminde olup, ortası
altın çakma yeşimlerle süslü, eteği yine kehribardan olan ağızlıklar
hep Türklerin yaratıcılığından doğmuştur. İki ya da üç
kişinin birden kullandığı aynı nargileye bağlı ikişer,
üçer marpuçlu nargileler bile vardır. Beykoz ve Yıldız Çini
Fabrikalarında gerçek birer sanat eseri olan nargileler yapılmıştır.
Nargile,
kullanılış ve tömbekinin içilişi bakımından bazı kısımlardan
oluşur.Bunlar, lüle, gövde, marpuç ve ağızlık kısımlarıdır.
Lüle, yani ateşlik kısmı nargilenin dışında, en üst kısımda
bulunan, üzerine tömbeki konulan tabladır. Çömlekçi çamurundan
yapılır ve tablası deliklidir. Oymalı gümüş, pirinç, bakır
bir koruyucusu yani külahı vardır.Bu külah, tömbekinin üzerine
konan yanmış kömür parçasını esintilere karşı korumaya
yarar.
Gövde,
üstüne lülenin oturtulduğu kısımdır. Çoğunlukla boynu
dar, karnı geniş bir sürahi biçimindedir. Camdan, sırçadan
ya da çelikten olur. Çiniden yapılmış olanları bile vardır.
Çelikten yapılanların çoğu altın ve gümüşle işlenir.
Camdan
olanların üzerinde ise genellikle nar tanesi taşlar, firuzeler,
mercanlar bulunur. Bu taşlar gövdenin dört bir yanını arapkâri
çizgilerle çevirir. Gövdenin içinde su bulunur. Bu su, tömbekinin
dumanını yıkar, fazla nikotinini alır. Gövdenin içinde ateşlikten
inen bir boru vardır. Bu boru tömbeki dumanını aşağı alarak
nargile suyunu içine salmaya yarar.
Ressam,
Hoca Ali Rıza'nın 25 Temmuz 1909'da yaptığı bir resimden,
zorunluluk halinde su sürahisinin de nargile gövdesi olarak
kullanıldığı görülmektedir.
Marpuç,
gövdenin yukarı kısmına geçmiş bir hortumdur. Nargilenin içindeki
havayı içenin ağzına kadar götürmeye yarar. Marpuçlar
genellikle kehribardandır.
İmâme yani ağızlık ise marpuçunun ucunda takılı kısımdır.
Bu da çoğu zaman kehribardan yapılmıştır. Daha önce de söylediğimiz
gibi çeşitli biçimlerde yontulmuştur. Nargile içen bunu ağzına
alarak içine doğru çeker. Marpuçtan gelen hava yıkanmış tömbeki
dumanıyla doludur. Kimileri nargilenin gövdesindeki suyun içine
kiraz taneleri ya da gül atarlar.Bunların her nefeste kaynaşan
suda oynaşmasından büyük neşeler alırlar.
19. yüzyılda İstanbul'da tömbeki tiryakisi olan meraklılardan
bazıları kahvecilerin hazırladığı nargileyi hemen içmezlerdi.
Kollarını dirseklerine kadar sıvar, nargilenin sürahisini, lülesini,
marpucunu bizzat oğuşturarak temizler, sürahisine suyu kendi
koyar, lüleyi kendi doldurur, kendi ateşler,hatta bazıları
marpuç başlığını ağızlarına değdirmemek için bir kâğıt
parçasını zıvana gibi başlığın deliğine sokmuş olduğu
halde içerlerdi.
Yine 19.yüzyıl sonlarında İstanbul'da Nargile hortumunun yani
marpuçunun imâli de çok ilgi çekicidir. Bunun merkezi
istanbul'da Mısır Çarşısı'nın çıkışı ile Mahmutpaşa
arasındaki caddededir. Hortumların boyu 2,5 metreye kadar
varmaktadır, içine demir tel yerleştirilmiş helozonik yuvalar
bulunan tahtadan kalıplarla yapılır. İşçi, yanları
inceltilmiş deriden bir bant alır, bunu kalıbın üstüne sardıktan
sonra kenarlarını yapıştırır, sonra ince bir telle sarar ve
bu teller kalıbın yuvalarını bastırarak iz bırakır. Bütün
bu ameliye makinayla yapılıyormuşçasına çabuk imâl
edilmektedir.
Günümüzde İzmirli bir nargile yapımcısı nargile üzerine şunları
anlatıyor:
"Eskiden nargileler sırf kahvelerdeydi. O da her kahvede
bulunmazdı. Şimdi olanlar var ama onlarınki de zevk ya da
heves. Nargile veren kahveler sayılıdır. Fuarda Merkez Kıraathane'de,
Basmahane'de, Pasaportta. Biz daha çok turistlere satıyoruz.
Nargilelerde eski kalite yok artık, iyi nargilenin şişesi
kristal olmasa bile en iyi kalite camdan olmalı. Cam da üfleme
usulüyle imal edilmeli. Nargilenin üst kısmı ise pirinç-sarı
dökümden yapılmalı. Marpuç ise iyi kalite meşinden olmalı,
iyi ıslatılmak, bıçkı ile özenle tıraş edilmelidir.Meşin,
boyuna ağaç kalıplara döşenen helezon telin üzerine sarılmalı.
Ağaç kökünden yapılma yapıştırıcı kullanılmalı.
Makinayla üzerine iplik sarılmalı. Hortumun üzerindeki küçük
halı parçası iyi bir nargilede özel olarak dokunmuş bir halı
parçası olmalı, ama biz parça döşemelik kamıştan yapıyoruz.
Ağızlık, sert, dayanıklı ağaçtan yapılmalı. Ağızlığın
orta kısmı fildişi olmalı ama koyun kesiğinden yapılanı da
iyidir. Zıvananın üzerine geçirilen ağızlık, kehribardan
yapılırdı, şimdi nerde...
Hortumlar için kullanılan Alman maddesi de kalmadı. Naylondan
olursa zifti çekmez. Artık bu anlattıklarım gibi nargile
yapmak hayal. Benzetir satarız. Birkaç tane antika var
elimizde. O kadar..."
Milli
Kültür Dergisi, Temmuz 1990
|